| Avrupa İzlenimlerim |
| Yazar Şevki Çobanoğlu | ||||
Avrupa’da seyahat ederken bir gözlemci, bir işletmeci ve eski bir belediyeci gözüyle baktım olaylara. Gördüğüm hakikat şudur: Avrupa ülkelerinde ekonomik ve sosyal yönden kurulmuş bir devlet düzeni ve oturmuş bir sistem vardır. Bunun sonucu olarak kişilerin neyi nasıl yapacakları çok iyi bilinmektedir. Avrupa devletlerinde, hükümetler ile mahalli idareler arsasındaki yetki ve görev paylaşımı kesin çizgilerle belirlenmiştir. Hükümetler, genel ekonomik düzenin işlemesi için gerekli tedbirleri hiçbir tarafgirlik yapmadan almaktadırlar. Avrupa’da mahalli idareler, yani belediyeler şehirlerin imar yapısını, altyapısını en güzel bir biçimde dizayn ederken, çevre düzenini de özenle korumuşlardır. Avrupa şehirlerinin altyapı düzeni örnek alınabilecek kalitede ve niteliktedir. Parke döşemeli kaldırımlar, bisiklet yolları, araba parkı için cadde ve sokaklara yapılan cepler, ağaçlandırma ve yeşil alanlar, şehirlerin bir halı gibi dokunmuşluğunu gözle önüne sermektedir. Türkiye’deki belediyecilik hizmetlerini Avrupa ülkeleri ile karşılaştırdığımız zaman Türkiye’nin konumunun çok gerilerde olduğunu görüyoruz. Son yıllarda bazı belediyelerce yapılan parke kaldırımlar ve orta refüj düzenlemeleri Avrupa örnek alınarak yapılsa da, kalite ve sağlamlık açısından çok eksiklikler olduğu görülür. Türkiye’de gecekondulaşmaya göz yuman çoğu belediye başkanları, şehirleri, ilçeleri ve beldeleri bir harabeye çevirdikleri gibi, ekonomik imkânlarında yok olmasına sebep olmuşlardır. Türkiye’de belediye başkanlığı yapanlar, Batı’daki şehirleşmeyi ve belediyecilik çalışmalarını hiç mi görmüyorlar? Batı şehirlerindeki yapılaşma çok güzel bir konumdadır. Ancak Batı’nın inanç ve ahlâki yapısı çok bozuktur. Batı, ahlâki bir çöküntü içinde kıvranıyor. Batı’daki meskenler, en fazla üç katlı ve bahçeli nizama göre şekillenmiştir. Dört veya beş katlı binalara az rastlanır. Türkiye’de dokuz, on, on dört kata kadar yapılan apartmanlar, insanı katlı bir sığınağa kapatmaktadır. Türkiye’de şehirlerle, köyler arasındaki gelişmişlik farkı giderilemediği için göç dalgasının önüne geçilemiyor. Avrupa ülkelerinde tam bir garson devlet anlayışı vardır. Avrupa’da devlet, toplumun öncüsü olmuştur. Batı’da iş yapmak isteyenlere, devlet öncü olmakta ve yol göstermektedir. Halkta, devletine tam manasıyla sahip çıkmaktadır. Bu durum gelişme ve kalkınma ile sonuçlanmaktadır. Avrupa Birliği üyesi ülkeler arasında sınırlar tamamen kaldırılmıştır. Hollanda’dan Almanya’ya geçerken hiçbir gümrük duvarı yok. Bir şehirden diğer bir şehre gider gibi, bir ülkeden diğer bir ülkeye gidiliyor. Ülkeler arsında yoğun bir trafik akışı vardır. Yoğun bir trafik akışının olduğu yerde elbette yoğun bir üretim ve tüketim de olacaktır. Bu nedenle Avrupa’da, üretim var, tüketim de var. Bunun sonucu olarak da hızlı bir kalkınmışlık dikkat çekiyor… Favori olarak ekle (2) | Görüntüleme sayısı: 556
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|